Saç ekiminin geleceği: sanat, yapay zekâ ve insan dokunuşunun çarpışması
Önümüzdeki on yıl, saç ekimini yalnızca bir estetik operasyon olmaktan çıkarıp biyoteknoloji, robotik cerrahi ve yapay zekânın kesiştiği bambaşka bir çağa taşıyacak. Peki bu hızlı dönüşüm, yılların tecrübesi ve sanatsal bakışın yerini alabilecek mi, yoksa insan dokunuşunu daha da değerli hâle mi getirecek? Trawellmed Sağlık Turizmi Acentesi Kurucusu ve Songül Alcı Hairtransplant yöneticisi Songül Alcı, saç ekiminin geleceğinde teknolojinin gücü ile estetik sezginin nasıl birlikte var olacağını anlattı.
Son otuz yılda saç ekimi, niş bir estetik prosedürden küresel bir endüstriye dönüştü. Türkiye, bu alanda önemli bir yere sahip. Ancak önümüzdeki on yıl, sektörde köklü değişimlerin yaşanacağı bir dönem olacak gibi görünüyor. Robotik cerrahi, biyoteknoloji ve yapay zekâ gibi yenilikler, bu alandaki geleneksel “el işçiliği ve tecrübe kavramını” tehdit mi edecek, yoksa onu yeni bir seviyeye mi taşıyacak.
Önümüzdeki on yıl: biyoteknoloji devrimi ve donör sorunu
Mevcut saç ekimi teknolojisinin en büyük sınırlaması, donör (ense ve yan bölgeler) bölgesindeki saçların sınırlı olması bazen de yeterli olmamasıdır. Önümüzdeki on yıl boyunca beklenen en kritik beklenti, “Saç Klonlama” (Hair Multiplication) ve kök hücre tedavilerinin aktif bir şekilde kullanılabilir ve erişilebilir hale gelmesidir. Biyoteknoloji, sınırsız greft üretmeyi başarırsa, saç ekimi “var olan saçın başka bir alana nakil edilmesinden” “saç üretme ve saç dizaynına” dönüşecek.
Robot teknolojileri bu sanatın neresinde?
Saç ekimi, bugüne kadar bir estetik görüş ve tecrübe meselesi olarak kabul edildi. Estetik cerrahinin bir ameliyatı olan saç nakli, cerrahın da dokuyu hissetmesi, kişinin ölçülerini, yüz ve kafa yapısı özelliklerini, isteklerini bilerek estetik bir bütünlük sağlaması gerekiyordu. Peki son yaşanan gelişmelerle sisteme adapte edilmeye çalışılan robot teknolojileri bu sanatın neresinde?
Robotik sistemler greft alımında, kanal açılımında ve deri analizinde büyük bir avantaj sağlamayı vaad ediyor. Zahmetsiz bir şekilde binlerce grefti hatasız bir şekilde toplamayı, kanal açılımlarını gerçekleştirmeyi ve bunları belirli bir matematik işlemden geçirerek doğal saçların zarar görmemesini hedefleyen bu tip teknolojiler sektöre getireceği yeniliklerle bir çok kişiyi heyecanlandırsa da uzmanlar dokunun direnci, kanamanın kontrolü ve var olan saçların korunması gibi anlık karar gerektiren durumlarda insan dokunuşu ve aktivitesinin hala kritik olduğunu ve robotik sistemlerin bu yöndeki kaygıları gidermek için henüz çok yeni sistemler olduklarının altını çiziyor. Özetle robot takip eden ve asıl sağlıklı kararı veren yine bir insan olacaktır.
Yapay zeka saç ekiminde verimliliği artırabilir mi?
Tartışmaların bir diğer ucunda yer alan yapay zekâ, saç ekiminde verimliliği artırabilir, ancak aynı zamanda sektörü tek tipleştirme riski de taşıyor. YZ, belirli bir “ideal” algoritmasına göre çalışır ve herkese aynı “görece mükemmel” veya “katalogvari” saç çizgileri ve modellemelerle standardize edebilir. Bu durum, yüz karakteristiklerini ve kişisel ifadeyi yok edebilir. Bu bağlamda sektördeki en büyük risk, herkesin fabrikadan çıkmış gibi birbirine benzeyen saç çizgilerine sahip olmasıdır.
Saç çizgisi tasarımı, hem teknik hem de sanatsal bir süreçtir. Yüz hatlarına, saçın doğal yapısına ve kişinin tarzına uygun bir tasarım oluşturmak için hem teknik bilgi hem de sanatsal bir bakış açısı gerektirir.
Hastanın yüzüne uygun saç çizgisi çizmek, Leonardo da Vinci’nin “Altın Oran”ını kullanmak gibidir; teknik bilgi gerektirir, ancak sanatsal bir yorum için kişiyi tanıyıp isteklerini anlamlandırmak ve sonuca katmak şarttır. Yapay zekâ, binlerce başarılı sonucu analiz ederek ideal bir şablon önerebilir. Ancak hastanın yaşı, etnik kökeni, alın kaslarının yapısı ve hatta karakteri gibi soyut verileri yorumlamakta zorlanabilir veya onları belirli bir doğrultuda yönlendirebilir.
İnsan hassasiyeti üzerine hiçbir robot geçemeyecektir.
Uzmanların tahminine göre; gelecekte yapay zekâ, tabii ki, süreçte etkin rol oynayacak, uzmanlara farklı öneri taslakları sunacak, fakat son kararı yine uzmanın kendisi verecektir. Çünkü estetik, kusursuzluk değil, doğal kusurların uyumu olmalıdır. Robotların yaptığı standart bir çizgi, doğallıktan en uzak görüntüdür. Bu hassas işlemlerde insan hassasiyeti üzerine hiçbir robot geçemeyecektir.
Hastaların güvenmesi gereken şey makine değil, o makineyi yöneten uzmanın deneyim ve vizyonudur.
Hastalar “Robotik Saç Ekimi” ifadesini duyduklarında, hatasız ve ağrısız bir işlem hayal ediyorlar. Bu algı yönetimi, pazarlamanın güçlü bir silahıdır. Gerçekte ise, şu anki teknolojide robotlar tamamen özerk (otonom) değildir; uzmanların kullandığı gelişmiş birer asistandır. Robot, ehil olmayan ellerde sadece “hata yapma hızını artıran” bir makineye dönüşebilir. Hastaların güvenmesi gereken şey makine değil, o makineyi yöneten uzmanın deneyim ve vizyonudur.
