FENDI PEEKABOO: LÜKSÜN ŞIMARIK HALİ
Bazı tasarımlar tek sezonluk değildir; dönemsel bir “it-bag” olmanın ötesine geçer ve kalıcı bir pozisyon alır. Fendi Peekaboo, tam olarak bu çizgide duran bir ikon.
Zehra Gürsoy
2008’de tasarlanan ve kısa sürede “it-bag” statüsüne yükselen Peekaboo, yalnızca estetik bir başarı değil; Maison’un zanaatkârlık anlayışının rafine bir manifestosu olarak karşımıza çıkıyor. Adını çocukların “peek-a-boo” oyunundan alan çanta, dışarıdan kontrollü ve net bir siluet sunarken; açıldığında karakterini ortaya koyan iki bölmeli mimarisiyle bilinçli bir kontrast yaratıyor.Bu kontrast, Fendi’nin Roma kökenli ustalığını modern bir disiplinle buluşturur.
Peekaboo’nun asıl gücü gösterişte değil, zarif detayında saklı. Dış yüzeyde minimal bir çizgi hâkim; iç kısımda ise payet, kristal ve boncuk işçiligiyle inşa edilmiş sofistike bir dünya açılıyor. 40 saati aşan el işçiligi, bazı modellerde 200 saate ulaşan üretim süreci… Bunlar yalnızca teknik veriler değil; lüksün zamana duyduğu saygının da bir göstergesi.
Maun tonlarındaki bir modelin içindeki mor ışıltı, güneş sarısının iç yüzeyinde üç boyutlu mozaik etkisi ya da pembe vizon versiyonun ustalık gerektiren işçiligi… Hepsi aynı noktada buluşur: kontrol edilmiş bir ihtişam.
Özellikle 2026 İlkbahar/Yaz koleksiyonunda detaylarındaki ihtişamla neredeyse “şımarık” bir lüks tavrı sergiler. Ancak bu şımarıklık, bilinçsiz bir gösteriş değil; ustalığın kendine güvenen ifadesi.
Gündüz şehir temposuna eşlik edebilen çanta, akşam bir davette stil hiyerarşisini değiştirecek kadar güçlü. İşte bu nedenle Peekaboo bir aksesuar değil, bir statü sembolüdür.
Fendi bu sezon modeli yeniden yorumlarken Maison’un DNA’sını bir kez daha hatırlatıyor: cesur ama disiplinli, feminen ama güçlü, zamansız ama güncel.
Dolayısıyla, gerçek lüks dikkat çekmek için çaba göstermez. Kendi değerini bilir.Peekaboo da tam olarak bunu yapar.

